Suskunluk Paylaş!

Bazen suskunluk kaplar içinizi. Yeni bir durum olmadığını bilirsiniz o sessizliğin. Konuşurken gizlediğiniz suskunluğunuzu perdeleyen tülleri açmışsınızdır sadece. Suskunluğu güneşe sunmuşsunuzdur ve o an suskunluğunuzu örten güneşin ışığıyla dondurmaya çalışırsınız zihninizden geçenleri.
Sebepsiz yere bir durgunluk çökmüştür içinize. Sessizliğin pençesinde can çekişen suskunluğa serpilen bir tohum gibi çekersiniz içinize o durgunluğu; tıpkı güneş altında kavrulmuş çorak bir toprağın bir gıdım suyu kana kana içine çektiği gibi…
Kanatırcasına yumuşatmaya çalışırsınız düşüncelerinizi. Çoraklıktaki anlamsızlığı keşfedersiniz… Anlamsızlığın, anlamının nereden geldiğini bulamamak ürkütür zihninizi. Tekrar susarsınız… Kör adamın ikinci kez kör olması gibi bir acı verir kanatıla kanatıla yaşatılan o suskunluk. Damarlarınızdan geçen durgun kanın akışındaki yavaşlığı hızlandırmak için çabalarsınız. Hece hece heceleyerek sakinleştirmeye çalışırsınız kendinizi.
Suskunluğun bir bataklığa benzediğini, o bataklıkta iyice dibe doğru kaydığınızda fark edip hatırlarsınız. Yamalı bir giysinin kenarındaki püskül gibi olmuştur zihniniz. Nereye ait olduğunuzu sorgularsınız. Hemen ardından sahip olduklarınız düşer zihninizin bir köşesine. Püskülü olduğunuz o yama için bir anlamınız olmadığı gerçeğini fark etmek acıtır içinizi. Yamanın da giysi için anlamı olup olmadığını sorgulamaya başladığınızda tekrar bataklığın varlığını seçer gözleriniz. Giysi için yamanın, yama için püskülün pek bir anlamı olmadığı kanısına vardığınızdaysa bataklığın içindeki ayağınız bir kez daha kayar.
Tekrar düşersiniz…
Suskunluk batağının içindeki son nefesinizi ciğerlerinize çekmeden aklınıza gelen son düşünce suskunluk olur. Buz gibi bir soğukluk kaplar benliğinizi.
Titrersiniz…
Benliğinizdeki titreyişin, vücuda yayılan titreyişten bir farkı yoktur. İkisi de var oluşun güçlü silahlarıdır. Donmayı engellemek için vücudun kendini ısıtma çabasıdır.
Hatırlarsınız…
Yaşamı, fanusa benzeten şehir efsanesi düşer zihninize. Hemen ardından o şehir efsanesini anlatırken saçlarıyla oynadığınız küçük kız çocuğu yerleşir düşüncelerinize. Gülümsersiniz… Suskunluk ve durgunluk içinde yayılan anlamsız bir gülüşün ferahlığını hissedersiniz. Fanusunuzun içindeki büyük kaya parçalarını ve çakıl taşlarınızı korumak için bir kez daha titretirsiniz benliğinizi.
Fanusunuza dolan asitten korkmuyorsunuzdur artık… Ona o kadar alışmışsınızdır ki… o kadar bulaşmıştır ki fanustaki diğer şeylere… aniden artması bile korkutmaz sizi.
Dengelersiniz…
İçinize dolan o asidin fanusunuzu çatlatmaması için ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz. Fanusun dibinin çıkmasından korkmuyor olmanız sizin düşünmenize engel değildir. Bir içgüdüyle kollarsınız fanusunuzla içindekileri. Ama doğaya karşı gelemeyeceğinizi bilirsiniz. Fanusu korumak demek, fanusa aniden dolan aside yer açmak anlamına gelir. İsteseniz de istemeseniz de asitle dolan fanusunuzdan çıkıp düşen çakıl taşlarınızı ve ince kum taneciklerini izlemek zorunda kalırsınız.
Ağlarsınız…
Fanusunuzdan gitmesini istemediğiniz birkaç kabuk parçası için kırbaçlarsınız zihninizi. O aside engel olamayış acı verir size.
Suskunlaşırsınız…
Uzaklarda bir yerlerde güneşin doğduğunu söyleyen şarkı sözüne inanmak istercesine kandırırsınız kendinizi. Kök salan bir şeyleri özlersiniz. Ama başka bir gerçeği de bilirsiniz. Fanusunuzda kök salan taşların dışarı çıkması köksüz taşların dışarı çıkmasından daha çok acıtır içinizi.
Kendinize kızarsınız…
Ve sonra bir şarkı dolaşır zihninizde. Suskunluğunuza eşlik eden mısraları dinlersiniz saatlerce:

"Bana bir şeyler anlat, canım çok sıkılıyor
Bana bir şeyler anlat, anlat; içim içimden geçiyor
Yanımdasın susuyorsun, susuyor konuşmuyorsun
Bakıyor görmüyorsun
Dokunsan donacağım, içimde intihar korkusu var
Bir gülsen ağlayacağım bir gülsen, kendimi bulacağım
Depremler oluyor beynimde, dışarıda siren sesi var
Her yanımda susmuş insanlar susmuş
İçimde ölen biri var
Hadi bir şeyler söyle, çocuk gözlerim dolsun
İçinden git diyorsun, duyuyorum gülüm
Gideceğim son olsun
Yanımdasın susuyorsun, susuyor konuşmuyorsun
Bakıyor görmüyorsun
Dokunsan donacağım, içimde intihar korkusu var
Bir gülsen ağlayacağım bir gülsen kendimi bulacağım
İçimde soluyorsun, iki can var içimde
Korkular salıyorsun üstüme korkular, her an başka biçimde
Depremler oluyor beynimde, dışarıda siren sesi var
Her yanımda susmuş insanlar susmuş
İçimde ölen biri var."

Sayfa: 10/44